4 Haziran 2016 Cumartesi

Kahramanmaraş'ta Üç Gün

Bir dönem Gaziantep'te yaşayıp sık aralıklarla Kahramanmaraş'a yolum düşse de bilmediğim, görmediğim, duymadığım o kadar çok güzelliği varmış ki bu şehrin. Bu saklı güzellikleri keşfetmek Doğaka sponsorluğunda, Gezginin Ayak İzleri organizatörlüğünde Kahramanmaraş'ta geçirdiğim üç harika güne kısmetmiş. 

Birinci Gün;

Bir önceki gece sabaha karşı şehre varmanın ve yorgunluğun da etkisiyle Saffron Hotel'in rahat ve geniş odalarında yorgunluktan bayılıyoruz. Sabah güzel bir kahvaltıyla enerjimizi toplayıp güneşli havanın da tadını çıkararak yola koyuluyoruz.

Günün ilk durağı Kandil Bağları'ndaki Sarıgül Tarhana oluyor. Yılmaz Bey, aile firmasının 24 senedir çalıştığını, bölgede 1000'e yakın ailenin günlük üretim yaptığını anlatıyor. E ama bu tarhana da ne oluyor derseniz,  diğer yörelerde hazırlanan tarhanalardan farklı olarak, Kahramanmaraş tarhanası günlük hayatta önemli bir rol oynuyor. Tarhana yapımına bölgede genelde Temmuz ve Ağustos ayında başlanıyor; bu dönemden önce sıkça görülen ve tüketilen haline de firik adı veriliyor - yani tarhananınn tam olarak kurumadan önceki hali. Firik ve tarhana hamuru, ekşi yoğurt, kekik ve döğme buğdayın karıştırılması ile yapılıyor. Hamuru daha sonrasında ince bir katman halinde kamış şiltelere makine yardımı ile seriliyor ve güneşte kurumaya bırakılıyor. Kuruduktan sonra da yemeye hazır hale geliyor. Firik ve tarhanayı, ıslak, kuru atıştırmalık, çorba halinde ve tereyağlı yemek mümkün. 

En eski tarhana yapımı fotoğraflarından bir tanesi. Yıl 1919.

Hazırlanan tarhana karışımı kamış şiltelere ince bir katman halinde seriliyor.

Tarhanalar kurumaya bırakılıyor.

Yarı kurumuş firikler toplanıyor.

Firikler yenmeye hazır!

Kahvaltı sonrası atıştırmalıklarla da karnımızı doyurduktan sonra Germanicia Antik Kenti'ni görmek için Kahramanmaraş'ın ara sokaklarına doğru yola koyuluyoruz. Söylenene göre MS. 5. yüzyıl civarında Roma İmparatorluğu tarafından bu bölge ele geçirilmiş ve iktidarda bulunan Roma İmparatoru Gaius Caesar Germanicus onuruna kente Germanicia adı verilmiş. Zaman içinde kent uğradığı istilalar ve yangınlar sonunda yıkılmış. Aradan tam 1500 yıl geçince, günümüzde, Namık Kemal Mahallesi'nde bir vatandaş tarafından yerin tabanının 65 cm altında mozaikler keşfedilmiş. Bundanlar gizlice kazılmış ve tam satılmak üzereyken yakalanmış. 

Bugün bölgede 140 hektatr, 3700 ev ve neredeyse 30.000 nüfus bulunuyor. Bölge sit alanı ilan edilmiş durumda. 48 parsel 1. derece sit alanı olarak belirlenmiş ve kamulaştırılmış. Şuana kadar 28 mozaik ve yapı kazılar sonucu ortaya çıkarılmış. Mozaiklerin bölgedeki diğerlerinden renklerin orijinalliği ve parçacıkların daha küçük olması nedeniyle ayrıştığı söyleniyor.

Biz de daracık ara sokaklardan ilerledikten sonra bir evin tabanına yayılmış harika canlılıkta mozazikleri görme şansını yakalıyoruz. Bölgede Kültür Turizm Müdürlüğü'nün yoğun çalışması devam ediyor ve yakın zamanda Açık Hava Müzesi'ne dönüştürülmesi planlanıyor.

Yakında bu tarihi mahalleler harika bir Açık Hava Müzesi'ne ev sahipliği yapacak.


Etkileyici mozaiklerden bazıları.

Bir sonraki durağımız Kahramanmaraş Müzesi oluyor. Müzenin en ilgi çekici kahramanı ünlü Maraş Fili. Bölgede 2000 yıl öncesine kadar, Gavur Gölü çevresinde fillerin yaşadığı söyleniyor, üstelik bu fillerin Anadolu'da yaşadığı düşünülen en büyük canlı türü olduğu belirtiliyor. Gavur Gölü bataklığı yakınlarındaki kurutma çalışmaları sırasında  tarlalarını süren çiftçiler tarafından bulunan fosiller, Müze'de tüm görkemi ile yerini alıyor. Müzede mutlaka görmeden gitmemeniz gereken eserlerin başında da Maraş Aslanı ve Genç Hitit Eserleri geliyor.

Meşhur Maraş Fili.

Maraş Aslanı.


Öğle yemeği için harika bir yeşilliğin ortasında yer alan Çamlıca Restaurant'ta duruyoruz. Ekşili çorba, ezme, kuru dolma ve tandır ile karnımızı tıkabasa doyurduktan sonra kapanışı bölgeye özgü menengiç kahvesi ile yapıyoruz.

Günün ikinci yarısı Kahramanmaraş'ın yerel değerlerini ve emeklerini görerek geçiyor. İlk olarak ünlü ahşap ustası Halil Maraşlıoğlu'nu ziyaret ediyoruz. Muhteşem oymalarını bize teker teker gösteriyor. En etkileyici eserlerinden biri olan Künde Kari'yi yani hiçbir tutkal ya da çivi olmadan yap-boz parçaları gibi birbirine girmiş oymaları görünce bütün grup şaşkınlığını saklayamıyor.

Halil Usta iş başında.


Sonrasında şehir merkezine geri dönüp Hititler döneminde inşa edilen Kahramanmaraş Kalesi'ne uğruyoruz. Şehrin tamamını tepeden seyre dalıyoruz. Kalenin içerisinde ücretsiz olarak ziyaret edebileceğiniz Minyatür Kurtuluş Müzesi yer alıyor. Müzede Fransız işgali sırasındaki kurtuluş mücadelesi etkileyici bir şekilde minyatürlerle canlandırılmış şekilde gözler önüne seriliyor.

Kahramanmaraş Kalesi'nden manzara.

Akşamüzeri Maraş Çarşısı'nı ziyaret ediyoruz. Kahramanmaraş'a özgü birçok ürünü bu çarşıda bulabiliyorsunuz. Bunların başında da bakır ürünler, ahşap oymalar, çarıklar, baharatlar, Maraş Çöreği, cevizli sucuk yer alıyor. Çarşıya gelmişken uluslarararası bir üne sahip Çarıkçı Hüseyin Kopar'ı (Dedem Osmanlı Çarıkları) da ziyaret ediyoruz. Hüseyin Usta, birçok Hollywood filmi için ürettiği çarıklar ile biliniyor. Bu çarıklara yemeni adı veriliyor. Ailesinin 1820'den beri bu işle uğraştığını ve kendisinin dördüncü nesil olduğunu anlatıyor.

Kahramanmaraş Çarşısı.

Yemeni / Çarık yapımı.

Dopdolu bir gün sonrasında akşam yemeğini Maraş Kültür Evi - Kocabaş konağında yapıyoruz. Masamız çoktan Kahramanmaraş'ın leziz yemekleri ile donatılmış; Eli böğründe, ekşili eya sulusu, minbar, içli köfte, kuru dolma... Yazdan kalma bir akşamda konağın avlusunda fasıl sesleri arasında harika yemekleri tadarken bizden keyiflisi yok.
Maraş Kültür Evi - Kocabaş Konağı.

İkinci Gün;

Kahvaltı sonrasındaki ilk durağı Göksun kasabasındaki Çeçen köyü olan Çardak oluyor. Kendi Çeçen kökenlerimden dolayı ilk işim annemi aramak oluyor. Anneme bir Çeçen köyünde olduğumu söyleyince direkt "Çardak'ta mısın yoksa?" diye soruyor. Eh Çeçenlerin hamur işlerindeki yeteneklerini kendi ailemden biliyorum, bu nedenle bu minik köyün de fırınları ile meşhur olmasına hiç şaşırmıyorum. Köyde yıllardır kadınların işlettiği fırınlar bulunuyor. Burada sıcacık ekmek ve böreklerin tadına bakıyoruz.

Güneş Fırını'nda taze börekler hazırlanırken.



Çardak Köyü'nde sıradan bir gün.

Buradan sonra Afşin ilçesine doğru yol alıyoruz. amacımız Yedi Uyuyanlar'ı ile meşhur Eshab-ı Kehf Külliyesi'ni ziyaret etmek. Farklı kültürlerde ve dinlerde de adı geçen Yedi Uyuyanlar'ın mağarasının Afşin'de bulunduğu söyleniyor. Hikayeye göre Hırıstiyanlığın ilk dönemlerinde isimleri Yemliha, Mislina, Mekselina, Mernuş, Tebernuş, Kefestatyüs ve Sazenüs olan bu yedi kişi köpekleri Kıtmır ile beraber dünyaya yüz çeviriyorlar. Bazı tefsirlerde bu yedi kişinin inançlarını korumak için mağaraya doğru yol aldıkları ve dönemin hükümdarı tarafından mağaranın girişinin kapatıldığı söyleniyor. Kuran'da belirtilene göre bu yedi kişi 300 yıl kadar mağarada derin bir uykuya dalıyorlar. Farklı inanışlara göre, Eshab'ı Kehf'in farklı yerlerde olduğu iddia edilse de, bu görkemli Külliye ziyaret edilmeye mutlaka değer. 

Yedi Uyuyanlar.

Yedi Uyuyanlar'ın çoban köpeği Karaman ile.

Öğle yemeği molasını bu sefer Akçın Gölpınar Alabalık Tesisleri'nde güveçte balık yiyerek yapıyoruz. Açık ara farkla, şuana kadar yediğim en leziz balıklardan bir tanesini burada yiyorum. Sonrasında da Elbistan Pınarbaşı'na doğru ilerliyoruz. Ceyhan nehri'nin doğduğu, buz gibi ve kristal berrak suyu ile meşhur Pınarbaşı'nda olmazsa olmaz yapılacaklarda bir tanesi kayıklar ile gölet turu. Süslü püslü saray kayığımızda, turun kendisine yakışır Kervasaray Kahvesi'nin tadına bakıyoruz. Yedi farklı (Türk kahvesi, Menengiç, Keçiboynuzu, Çikolata, Sahlep, Krema ve Damla Sakızı) karışım ile elde edilen leziz kahve günün yorgunluğunu alıp götürüyor. Yol üzerinde Elbistan merkezinde yer alan Ulu Camii'yi ziyaret ediyor.


Nefis alabalık!




Elbistan Pınarbaşı'nda gezinti keyfi.

Akşam kapanışı ise Başkonuş Yaylası'nda yapıyoruz. Bu yayla düşündüğünüz yaylalara hiç benzemiyor, oldukça modern; ama bir o kadar da iyi korunmuş. Bölgeye günübirlik ya da haftasonu için gelenler adına ayrılmış kamp alanları, piknik masaları ya da daha rahat sevenler için otel ve restoran bulunuyor. KADAK'ın desteği ile organize edilen bir kamp etkinliğinin parçası oluyoruz. Gece yakılmış ateşimiz, leziz kamp yemeklerimiz ve atıştırmalıklarımız sayesinde yağmura rağmen çok keyifli vakit geçiriyoruz.


Çadırlar ve kamp ateşi hazır!

Üçüncü Gün;

Doğanın içerisinde uyanmak, kuş seslerine ve temiz oksijene doymak her zaman için oldukça tatmin edici. Sabah uyanır uyanmaz Başkonuş Yaylası'nın yukarılarına çıkıyoruz. Neredeyse yarım saatlik bir tırmanıştan sonra bütün bölgenin güzelliklerini görebileceğimiz kayalıklara ulaşıyoruz. Manzara ise nefes kesici. Biraz soluklandıktan sonra masaları donatan kahvaltımız ile karnımızı doyurup yeniden yola koyuluyoruz. Gün içerisinde planlanan daha çok doğaya doymak.




Başkonuş Yaylası'ndan nefes kesen manzaralar.

İkinci durağımız gezinin en güzel ve beklenmedik noktası oluyor; KADAK Başkanı Said Abi önde, biz arkada Buluoğlu Köyü'ndeki Ahrazlar Mezrası'ndan başlayarak Menzelet Barajı'nın unutulmaz manzarasına doğru ilerliyoruz. Devasa kaya kütleleri arkasına saklanmış vadiler, yemyeşil ormanlar, tertemiz bir hava... Ali Kayası bizi oldukça etkiliyor. Söylenene göre Hz. Ali atı ile beraber seyahat ederken burada konaklamış ve atının ayak izleri bir kayada kalmış. Bu kayaya da Ali Kayası adı verilmiş. Daha önceleri Göksun-Kahramanmaraş yoluna ev sahipliği yapan bölgedeki yolların su altında kalması ile turkuaz mavisi baraj gölü ortaya çıkmış. 2-3 saatlik bir yolculuktan sonra Hacı Amca'nın evine dönüp buz gibi suda ayaklarımızı dinlendiriyoruz. Dönüş yolunda ise herkes sessiz ve huzurlu. Bizim ise artık eve dönüş vaktimiz gelmiş...




Ali Kayası'dan manzaralar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder